Ülkemizin devlet politikalarının mevcut siyasetin dar kalıpları içine hapsedilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Devlet politikaları mutlaka siyasetin üstünde olmalıdır.

Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli’nin Sosyal Devlet Milli Devlet bölümünde devlet politikalarının milli menfaatler doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini ve bu politikaların iktidara gelen partilere göre değişmemesi gerektiğini belirtmektedir.

Prof. Dr. Baş, bu meseleyi sadece bir görüş ve temenni olarak da bırakmadı, devletimizin ekonomi politikasının nasıl olması gerektiğini Milli Ekonomi Modeli ile; devletimizin iç ve dış politikalarının, eğitim ve sağlık politikalarının, askeri duruşunun nasıl olması gerektiğini de bilimsel gerçeklerle Sosyal Devlet Milli Devlet tezinde ortaya koydu.

Esasen Prof. Dr. Baş, bir partinin, Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Genel Başkanı olarak bu model ve tezleri ortaya koysa da, bu eşsiz devlet duruşu siyaset üstü bir duruştu.

Prof. Dr. Baş’ın siyasi hayatında, bir iktidar partisinin nasıl olması gerektiği de var, bir muhalefet partisinin muhalefet görevini nasıl yapması gerektiği de var.

Bütün bunların müşahhas örneklerini ortaya koydu Sayın Baş…

Balıkesir Susurluk’ta, Trafik Şube Mürdürlüğü’nün önünde, verilen talimat üzere uzun namlulu silahlarla arabasının önü kesildiği zaman da bu siyaset üstü duruşu göstermişti.

Arabasından iner inmez, “Ben devletim, devlet benim” demişti ve bu dik duruşuyla, “talimat”la kurulan tuzakları boşa çıkarmıştı; provokasyon son bulmuştu.

Prof. Dr. Baş’ı ve kadrosunu hukukun dışına çıkarmak istediler ama Sayın Baş’ın “bir milim dahi olsa hukukun dışına asla çıkmayacaksınız” duruşuyla bunda muvaffak olamadılar.

Bugün aynı siyaset üstü duruşu BTP’nin yeni Genel Başkanı hukukçu Hüseyin Baş’ta da görüyoruz. Hangi konuda olursa olsun, olaylar karşısındaki duruşu, yorumları, yaptığı tespitler ve sunduğu çözümler aynen Prof. Dr. Baş’ın sahip olduğu “devlet adamlığı” kumaşını gösteriyor. İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıldönümü münasebetiyle yayınladığı mesajda da bu duruşu açıkça görebiliyorsunuz.

Mesajında madalyonun bir yüzünde Yunan’ın son zamanlardaki taşkınlıklarına karşı, “kol kırılır yen içinde kalır” misali” onurlu bir dik duruş var; madalyonun diğer yüzünde ise içeriye yönelik olarak nelerin yapılması gerektiği konusunda çözümler var.

BTP Lideri Yunan’a yönelik olan mesajında şu uyarılarda bulunuyor:

“Bugünümüze baktığımızda dün denize döküle döküle kaçan Yunan’ın tekrar kaşıntısının tuttuğu aşikâr… Dün karada uygulamak istedikleri Sevr’i, bugün denizlerde uygulamak amacındalar. Yalnız şunu çok iyi bilmelerini isterim ki Türkiye, düne göre bugün çok daha güçlüdür. Eğer tarihten ders almaz ve tekrar bir yanlışa düşerlerse, onları ders olsun diye karaya çıkarır, bir daha denize dökeriz. Buna hazırız.”

Bu açıklamanın Yunan’a kapak olması gereken kısmı şu: Bu bir sadece gözdağı değil, bir gerçektir; Türkiye olarak sahip olduğumuz ve kıyamete kadar da her zaman sahip olacağımız potansiyel gücün açığa çıkartılmasıdır.

Dün Osmanlı’nın yönetimdeki acziyetine bakarak, Türk milletine “hasta adam” dediler, ama gördüler ki, her türlü engellemelere ve zor şartlara rağmen Türk milleti lideriyle, Atatürk’le buluştu ve düşmana Türk’ün topraklarını dar etti.

Siyasi baskılar, bağımlı siyaset ve ekonomi anlayışıyla boğuşan Türkiye için de 1974 öncesi aynı düşünceye kapıldılar ama 1974 Kıbrıs Barış harekatı ile gördüler ki, Türk milletinin bileğini bükmek o kadar kolay değil, hatta imkansız…

İşte Hüseyin Baş’ın mesajında, sahip olduğumuz değerlerimizden ve medeniyetimizden kaynaklanan bu onurlu duruşu görüyorsunuz.

Hüseyin Baş, Atatürk’ün 9 Eylül 1922’de Yunan’ı denize döktüğünü hatırlatarak, “O günlerdeki inanç ve ruhu kaybetmedik, hiçbir zaman da o ruhtan taviz veremeyeceğimizin altını çizerim” diyerek bu gerçeği haykırıyor.

BTP Liderinin mesajındaki ikinci bölüm, “içeriye yönelik çözümler” dedik.

Madde madde şöyle sıralayabiliriz:

* “Ülkemizin yapması gereken, merhum liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesiyle, askeri ve sivili ile bir bilek bir yürek olmaktır.”

* “Türkiye’nin güçlü olup, dik durması ekonomik bağımsızlığını elde etmesiyle mümkündür. Bu da ancak ve ancak Milli Ekonomi Modeli’ni devreye koyarak olur.”

* “Öz kaynaklarımızı devreye koyarak dışa olan bağımlılığımızı bitirmemiz şart ve kaçınılmaz olmuştur.”

* “Ülkemiz üzerinde hesabı olanlardan finans kaynağı sağlamaya çalışırsak, Akdeniz’deki haklarımızı tam manası ile savunulacağı kanaati bizde oluşmamaktadır.”

* “Küresel tefecilere ülke kaynaklarını aktarmaktan vazgeçmediğimiz sürece bu tefecilerin oyuncağı olmaktan kurtulamayız. Dünya arenasında sesimiz kısılır, her gün yeni oyunlarla karşı karşıya kalırız.”

* “Güçlü bir Türkiye için, güçlü ve sağlam temelli yarınlar için var gücümüzle çalışıyoruz. Milli Ekonomi Modeli ile ülkemizi tam bağımsız, müreffeh yarınlara hazırlayabilecek tek kadroyuz.”

Eğer “Mevcut Doğu Akdeniz politikasıyla bir neticeye ulaşabilir miyiz?” diye merak ediyorsanız, BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın mesajında bu sorunun ve soramadığınız soruların cevabını bulabilirsiniz.

Ülkemiz üzerinde hesabı olanlardan para dilenmeye devam ediyor muyuz? Ediyoruz. Öz kaynaklarımızı devreye koyuyor muyuz? Hayır, yabancılara devretmeye devam ediyoruz.

Bugün ekonomik bağımsızlığın tek yol haritası olan Milli Ekonomi Modeli’ni uyguluyor muyuz? Bırakın uygulamayı, Türkiye’nin siyasileri olarak, iktidarıyla, muhalefetiyle, Türk milletinin gündeminden uzak tutmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Şimdi siz söyleyin, mevcut Doğu Akdeniz politikamızdan nasıl bir sonuç çıkar?

Türkiye’nin NATO nezdinde Yunanistan’la önkoşulsuz görüşme talep etmesi, Yunan’ın ise önkoşullar sayması, zaten gidişatın hangi yönde olduğunu göstermiyor mu?